Search

ruya baraz

Bu bir sağlık ve güzellik blogu değildir!

Medyada Biz

Geçen hafta İstanbul Koşu Kuvvetleri kurucuları için epey popüler bir haftaydı. Ben Montreal’in CKUT radyo istasyonunda “Under the Olive Tree” adlı bir programa çıkıp Filistin Maratonu’nu anlattım, Gözde ise Hürriyet’e yeni eğlencesi olan Crossfit’i anlattı.

Benim röportajım şurada. Program yaklaşık 1 saatlik birşey. Benim konuştuğum kısım 40’ıncı dakikada başlıyor. Ama konuşma sırasında feci heycanlandığımdan habire kemküm ediyorum, haberiniz olsun.. : )

Palestine Marathon 2014 - Right to Movement (UOT - Apr. 17 2014) by Under The Olive Tree (Ckut.Ca) on Mixcloud

Gözde’nin röportajını şu linkten bulabilirsiniz: www.hurriyet.com.tr/saglik-yasam/26247554.asp

İKK’nın 3üncü kurucu üyesi olan Kurt ise TEDx‘te “Hareket Esastır” başlıklı bir konuşma yapmış ve duyduğum kadarıyla çok başarılı olmuş fakat maalesef linkini internette aradım aradım bulamadım. Eğer karşınıza çıkarsa seyredin.

RIGHT TO MOVEMENT

10153812_543130452473904_8457559237809652274_n

Çoğunuzun bildiği gibi geçen hafta Filistin Maratonu için Bethlehem’deydim. Döndüğümden beri sanki Filistin hakkında birkaç birşey yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Arada oradayken kısa birkaç yazı paylaştım Instagram‘ımdan. Aslında bunun sebebi oraya bu maratonun “koşu elçisi” olarak gitmiş olmamdı. Ama bunları bir araya getirip de birşeyler yazmak istedim. Habire uzun uzun birşeyler yazıp sildim. Anlattıklarımla “Bebek’li prenses hayatında ilk defa Ortadoğu’ya gitmiş de içi kan ağlıyor” hissi vermekten korktum ama. Sonunda dün Özgehan’a anlatırken herşeyi özetleyen olayı buldum:

Clémence’le bizi Kudüs’ten Bethlehem’e götürecek otobüsü bulmak için Tel Aviv havaalanından Şam Kapısı’ndaki gara gittik. (Aranızda belki bilmeyenler vardır, Filistin’e giriş çıkışlar İsrail kontrolü altında yapılıyor). Burada herkes bize doğru otobüsü göstermek için seferber oldu.

Sonunda 21 numaralı otobüse binip yola çıktık. Otobüs şoförüne bizim için İngilizce’den Arapça’ya tercüme yapan kadın ve kocası yanıma oturdular. Kadın Bethlehem’li, kocası ise Doğu Kudüs’lüydü. Biraz zaman geçtikten sonra kadın bana dönüp, eğer diğer otobüse binseydik 3 ayrı kontrol noktasından geçmemiz gerekeceğini, hatta bunların bir tanesinde otobüsten inip üst aramasına tabi tutulacağımızı anlattı. Ama 21 numaralı otobüste yalnızca bir kontrol noktası vardı ve asker bir genç kız gelip herkesin giriş belgelerini teker teker kontrol ettikten sonra yola devam etmemize izin verdi.

10171081_542583119195304_8588993554459014824_n
Fotoğraf: Signe Vest

Bundan sonra yolun geriye kalan 20 dakikası boyunca kadın bana etraftaki değişik kontrol noktalarını, hangisinden daha kolay geçildiğini, hangi vatandaşların hangisini kullanarak geçebileceğini ve o meşhur duvarı anlattı. Bu sırada Bethlehem’e geldik ve sonunda “aa bu arada bu da İsa’nın doğduğu kilise, mutlaka gelip gezin” dedi.

Bu olay bana o kadar ağır geldi ki, hala bunları yazarken gözlerim doluyor. Biz kendi şehrimize bir turist geldiğinde, şehre girerken, tarihi yerleri, sağlı sollu camileri, kiliseleri, parkları, doğal güzellikleri anlatırken bu insanların size tek anlatabilecekleri şey şehrin etrafındaki kontrol noktaları ve duvarlar.

Onun dışında anlatabileceğim pek birşey yok zaten. Herşey aynı işte, bildiğimiz insanlar ama daha cana yakınlar. Bizim eskiden olduğumuz gibiler aslında. Mesela bir Kapalı Çarşı tarafına gittiğinizdeki his gibi heryer. Herkes birşey ikram ediyor, bugün kimi düdükleyebilirim derdinde değiller. Bizim olmamız gerektiği gibiler aslında. Bizim dejenere olmamış halimizler belki de.

Neyse gelelim maratona. Maratonu düzenleme fikri iki Danimarkalı arkadaş olan Lærke Hein ve Signe Fischer Smidt’den çıkıyor. Tabi başlarına gelmeyen kalmıyor ilk organize etmeye başladıklarında. İsrail’den, Filistin’den, Birleşmiş Milletler’den, herkesden bir izin almaları gerekiyor, herkesin bürokratik olayları arasında kalıyorlar. Başta böyle bir maraton olmasına katiyen izin verilmez deniliyor, özellikle de kadınların katılmasına imkansız gözüyle bakılıyor. Ama şu anda mesela yarışın yüzde 35’ini kadınlar koşuyor. 

10169228_542583112528638_8584163451088510398_n
Fotoğraf: Signe Vest

Bunun dışında tabi en önemli konu, koşulacak alan olmaması. Etrafı saran duvarlar yüzünden 42 kilometrelik bir yol bulunamıyor. Dolayısıyla maraton koşucuları bir 21 kilometre tur atıp başlangıca dönüp, sonra bir tur daha atıyorlar. Bu yüzden organizasyonlarının adı “Right to Movement”, yani “Hareket Etme Hakkı” ve bu mesajı da hareket ederek, yani koşarak veriyorlar. 

Bunun ufak bir belgeselini hazırlamışlar kendi aralarında. Eğer izin verirlerse bir ara alıp İstanbul’da bir şekilde göstermek istiyorum. Gerçekten o kadar ilginç bir tecrübeydi ki orada olmak, eğer şansınız olursa muhakkak gidip gelecek seneki yarışa katılmanızı tavsiye ederim.

Bu arada şurada da Signe’yle yapılan bir Aljazeera röportajının videosu var: http://aje.me/1jyH197

Koyverme Oy Ver!

oveo 1

Bildiğiniz üzre bu Pazar hepimiz için çok önemli bir gün. Bir tek oy kullanmak değil, kullandığınız oylara sahip çıkmak da bir o kadar önemli. Ben ve arkadaşlarım Oy ve Ötesi‘ne kaydolup birer gönüllü sandık görevlisi olduk.

Bu akşam da bu bilinci herkese geçirebilmek için İstanbul Koşu Kuvvetleri olarak Bu Kızlar Nereye Koşuyor ile birleştik ve bir “Gönüllü Sandık Görevlileri” koşusu yapmaya karar verdik (evet, şaşırmayın hala bu bilince sahip olmayan tanıdıklarım var).

Eğer siz de bize katılmak isterseniz bu akşam (25 Mart, Salı) saat 19.45’te Bebek Parkı’ndaki Fuzuli Heykeli’nin önünde 7 km’lik bir koşu için sizleri bekliyor olacağız.

PS: Gönüllü sandık görevlisi olmak için hala vaktiniz var: www.oyveotesi.org

Dünya Kadınlar Günü Koşusu

Geçen hafta çok sevgili Nbro koşucusu, Voltwomen kurucusu, Kopenhag’lı Nanna’dan bir email aldım. Londra’daki koşu arkadaşlarımız Dünya Kadınlar Günü için kendi aralarında bir koşu düzenlemeye karar vermişler, Nanna da hepimize email atıp bir fikir sundu: Bu koşuyu herkes kendi şehrinde düzenlesin ve uluslararası bir etkinlik olsun.

Herkes tabiki tereddüt etmeden kabul etti ve koşuyu duyurmaya başladık. Bir Facebook etkinlik sayfası kurduk ve etkinlik birden bir virüs gibi dağılmaya başladı. Dünyanın dört bir yanından kızlar mesajlar atıp kendi şehirlerinde düzenlemek istediklerini söylediler.

Şu an New York’tan Rio De Janeiro’ya, Paris’ten Addis Ababa’ya, Moskova’dan Tokyo’ya birçok şehirde 8 Mart Kadınlar Günü koşusu düzenleniyor. İstanbul’daki ayağını da İstanbul Koşu Kuvvetleri olarak düzenliyoruz ve yarın saat 14:45’te Reşitpaşa’daki Checkmat Istanbul’da buluşup yaklaşık 6 km’lik bir parkur koşacağız. Etkinlik kadın, erkek, koşucu, yürüyüşçü, herkese açık. Herkesi bekleriz!

Organizasyonumuzun websitesi: http://iwdrun.tumblr.com/

Instagram’da #IWDrun hashtagiyle paylaşılan bütün resimleri burada bulabilirsiniz.

Josey Rebelle feat. Int’l Run Crews

8eaef34ea16811e39f97126967776ad5_8

Geçen sene sizlere birkaç değişik postumda (şurada, burada ve orada) koşu müzikleriyle ilgili fikirler vermiştim. Hem kendi sevdiklerimi hem de arkadaşlarımın spor yaparken dinledikleri müzikleri paylaştım.

Bugün de Londra’lı koşu grubu Run Dem Crew üyesi olan, aynı zamanda da rinse.fm’de dj’lik yapan Josey Rebelle’in bir podcastini paylaşmak istiyorum. Kendisi normalde Pazar sabahları çalıyor fakat bu sabah Paris Yarı Maratonu’na katıldığı için programını daha önceden kaydedip programın ikinci bölümünde (podcastin 1 buçuğuncu saatinden itibaren) birçok değişik koşu grubunun üyelerine koşarken dinledikleri müzikleri sorup bunları çalmış. Bu grupların arasında Voltwomen, Nbro, Black Roses, Afe Tokyo, Bridge Runners ve Paris Run Club var.

Podcast’e aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Seve seve dinleyin (sayfada aşağı inince “sunday 02 march” adlı program):

http://rinse.fm/artists/joseyrebelle/

josey rebelle

Sochi 2014

Sochi bitip rahatladığımıza göre bu hafta rahat rahat fotoğraf paylaşabilirim sizlerle.

Hatırlarsınız yaklaşık 2.5 hafta önce başladığında etmediğimiz laf kalmadı. Sporcuların kaldığı odalar leş gibi denildi, pistler rezalet denildi, böyle organizasyon olmaz olsun denildi…

Ama ister koyun diyin, ister balık hafızalı, dün geceki kapanış töreni bana hepsini unutturdu. Böyle bir tarih, böyle bir sanat şöleni, bale gösterileri, sirkler, rus edebiyatına yapılan göndermeler, iki sene önce İngilizler’in o muazzam şölenini aratmadı.

Peki bakalım bu seneki kış olimpiyatlarında neler olmuş..

Herşey böyle başladı…

Otel odalarından muazzam görüntüler..

Açılış töreni sırasında kar tanelerinden açılan 5 tane olimpiyat halkası yapmaya çalışırken teknik bir arızadan dolayı beşinci halkayı yapamadılar. Sonucunda da böyle espriler doğdu..

Putin açılış konuşmasını yapmayı beklerken.

Yarışların ilk gününden: “I’m having more fun than you!”. Orası kesin…

Kanadalı Kaetlyn Osmond antrenman yapıyor.

Kanadalı Meagan Duhamel ve Eric Radford.

Olimpiyat şampiyonu Adelina Sotnikova. Bunu hakedip haketmediği de çok tartışılıyor aslında.

Patenci çiftlerin madalya töreni.

İkinci, Koreli Yuna Kim.

Dünyanın en genç olimpik slalom kadınlar şampiyonu Mikaela Shiffrin

Skiathlon sonrası Norveçli ve İsveçli kızlar.

Ya ben bu kayakla atlama işini nedense o kadar seviyorum ki, bıraksanız sabaha kadar izlerim. Bu resimdeki de Alman şampiyon Marinus Kraus.

Hakemler oyuncuları ayırmaya çalışırken.

Kanada, İsveç’e gol atarken.

Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri’ni buz hokeyinde 5-0 yendikten sonra.

Belarus’lu Anton Kushnir’in serbest stil kayak atlayışı.

Kare kare atlayışlar.

Kızlar halfpipe şampiyonu Kaitlyn Farrington.

Maddie Bowman ve David Wise kutlama yapıyorlar.

Aklı kısa NBC muhabiri Bode Miller’ı ağlatmaya uğraştığı an.

Mutsuzluk. Bode Miller.

Skiathlon öncesi pistin durumunu kontrol eden gönüllüler.

Güney Koreli takımın sürat pateni antrenmanı.

Sürat pateni kazaları..

Polonyalı erkekler takımı bobsled’de.

sochi 1

En çok madalya kazananlar.

İnsanın kendiyle alay edebilmesi çok güzel. Açılış seremonisinde olan olimpik halka olayıyla dalga geçmek için kapanışta yarım halka yapmışlar :)

Rus edebiyatının kutlanması.

Balerinler.

Marc Chagall resmi.

Rus piyanist Denis Matsuev ve etrafında dönen onlarca piyano.

#VOLTWOMENTAKEOVER#

VOLTWOMEN

VOLTWOMEN PROJECTS her hafta dünyanın değişik yerlerinden ilham verici amatör sporcu bağyanlara bir gün boyunca kendi hesaplarından o gün yaşadıklarını paylaşmaları fırsatını veriyor. Pek anlaşılabilir bir cümle olmadı ama demek istediğim şu ki bu hafta da Instagram’da VOLTWOMEN hesabının misafiri benim. Yani bugün saat 2’den itibaren günümü voltwomen takipçileriyle paylaşıyor olacağım. Merak edeniniz varsa sizleri de takibe bekleriz..

Koş Koş Nereye Kadar?

crosstraining

Koşmak hakikaten bambaşka bir duygu. Koşmayan kişi bunu pek anlayamaz.

Ama koş koş da nereye kadar? Hergün koşmak iyi midir? Veya hergün aynı antrenmanı yapmak? Sıkıcılığını da geçtim, vücuda bir faydası var mıdır? Yoksa bir yerden sonra tamamen mallık mıdır?

Gerçekten de hergün koşmak aşırı sıkıcı bir hale gelebilir. Özellikle de değişik bir rotada, değişik insanlarla koşma fırsatınız yoksa. Hergün aynı kahvaltıyı edip hergün aynı sıkıcı yoldan işe gitmek gibi birşey haline gelebilir. Tabi bu işin eğlence boyutu.

200498101-001Diğer boyutu ise, hergün hergün aynı antrenmanı yapmanın fiziksel olarak pek de sağlıklı olmadığı. Bir kere hergün aynı kasları kullanıp hergün aynı kasları yoruyor olmak sağlık açısından pek de mantıklı bir hareket değil. Bu durum hem sakatlıklara neden olur hem de uzun vadede devamlı yorulmuş olan bu bölgeleri yıpratır.

Bu nedenle hem bu konuda okumuş etmiş büyüklerimizin hem de araştırmacı abi ablaların tavsiyesi şu: hergün koşmak yerine bir gün koşup bir gün farklı bir egzersiz yapmak, yani “cross train” etmek.

“Cross” training, adı üstünde değişik spor dalları arasında geçişler yaparak antrenman programınıza renk katmak anlamına gelir. Bu bir tek koşu için değil, her spor dalı için geçerli. Bir yüzücü hergün yüzmek yerine bir gün yüzüp bir diğer gün başka bir egzersiz yapabilir.

Cross training hem sakatlıkları önler, hem sıkıntıyı azaltır hem de koşu performansınızı arttırmanızı sağlar. Ben de bu yoldan çıkarak sizlere antrenman programınıza katabileceğiniz birkaç değişik spor dalı paylaşmak istedim.

Kuvvet antrenmanı

Bunu düzenli koşucuların neredeyse hepsi bilir. Kuvvet antrenmanı yapmadan koşmak yoğurtsuz mantı yemeğe benzer. Aslında pek benzemez ama anlayın. Koşmak kas kaybettirebilir ve koştuğunuz sürece kaslarınızın kuvvetli olması lazım. Üstelik bir tek bacak kasları değil, karın sırt, kollar, hepsinin güçlü  olması hem performansınızı arttırır hem de sakatlıkları önler. Kuvvetli karın ve sırt kasları koşarken dik durmanızı sağlar. Dik durmak ne demek? Daha verimli bir şekilde nefes almak, daha kendine güvenli olmak, vs. Ayrıca mesela popo ve üst bacak kaslarınızı kuvvetlendirmenin diz problemlerini azalttığını biliyor muydunuz?
Yüzme

MichaelPhelpsPicture

Yüzme, bacaklarınızı yere vurmadan, yani vücudunuza stres uygulamadan iyi bir aerobik egzersiz yapmanızı sağlar. Ayrıca suyun direnci vücudunuzu güçlendirir – özellikle de üst vücudunuzu. Havuz egzersizlerinin sakatlıklara da çok iyi geldiği söylenir.

Bisiklet

Bisiklet de yüzme gibi, yere ayaklarınızı vurmadan, yani darbe almadan aerobik egzersiz yapmak için çok iyi bir spordur. Bacak kaslarınızın koşarken kullanmadığınız alanlarını çalıştırmaya yarar. Ayrıca uzun koşularınızın ertesi gününde kan dolaşımınızı arttırarak vücudun kendisine gelmesini sağlar. Yani popo üstü oturup ağrılarınızın geçmesini beklemekten daha hızlı bir sonuç verir. Bütün bunlardan daha da güzeli, pedal çevirmek koşarkenki bacak değiştirme hızınızı arttırır.

Aqua-Jogging

Bu işi hiç denemedim ama birkaç haftadır acayip merak içerisindeyim. Şu son birkaç aydır spor konusunda büyük sıkıntılar çektiğimi daha önce yazmıştım. Bu sefer de dizimde bir problem yaşıyorum ve en kısa zamanda denemek istiyorum su içinde koşmayı. Bu da diğer tüm anlattıklarım gibi darbe etkisi yaratmadan cardio egzersiz yapmanızı sağlar. Sakat sporcular için birebir diyorlar. Ben de araştırmacıların yalancısıyım. Mesela yapılan bir araştırmaya göre 8 ay spor yapamayan elit bir atlet bu süre zarfında aqua jogging yaparak 5K zamanından neredeyse hiç fire vermemiş. 8 ay önce performansı nasılsa 8 ay sonra da aynıymış. Bu yüzden de bu ara koşucular arasında pek bir popüler anladığım kadarıyla aqua jogging.
Yoga veya Pilates

Bu işlere de son 1-2 aydır sardım. Tahmin edeceğiniz üzere sürmenaj olduktan sonra.. Senelerdir yogayla alay etmişimdir, “ne o öyle, oturup annanem gibi yoga mı yapacam” diye (annanem yoga yapmıyordu yanlış anlaşılmasın). Ama sonunda anladım ki hergün yüksek tempo spor yapmak, yok Insanity derslerine girip, ertesi gün koşuya çıkmak vücudu gerçekten yoran birşey. Bir noktadan sonra da fayda sağlayacağına zarar vermeye başlıyor insana. Ben de bir gün yüksek tempo birşey yapıyorsam ertesi gün sakin takılmaya karar verdim. Yin ve Yang gibi, yoga ve koşu da birbirini bu şekilde tamamlıyor bence. Daha sakin bir şekilde fit ve kuvvetli olabilmek için yoga ve pilatese başladım. Mesela yogayı hep boş boş durmak zannederdim. Hakkaten de “durmak” ama kolaysa bir dakika boyunca “low plank“te durmaya çalışın bakiim. Ayrıca yoganın verdiği esneklik hem sakatlıkları önlemeye yarar hem de koşarken vücudunuzu en iyi biçimde kullanmanızı, bacaklarınızı iyice açabilmenizi sağlar.
Fitness Dersleri

Bir spor salonuna gidiyorsanız herhangi bir derse girebilirsiniz cross-training baabında. Hatta spor salonuna bile gerek yok, internette binlerce video bulabilirsiniz. Bunların içinde kuvvet antrenmanı da olur kickbox da, o gün canınız ne çekiyorsa. Hatta isterseniz zumba dersine bile girebilirsiniz. Bunların hepsi koşuya bir mola verip değişik kas gruplarınızı çalıştırmaya yardım edecektir.
Yürüyüş

Yürüyüş bir koşucu için dünyanın sonu anlamına gelebilir bazen. Ama aslında aktif dinlenme için ve biraz keyif yapmak için iyi bir yöntem.

Halil ve Mali ile Runtalya’ya Hazırlık

İstanbul Koşu Kuvvetleri olarak yarın akşamdan itibaren, Runtalya’ya kadar her Salı ve Pazar tecrübeli eğitmenlerle antrenman yapacağız. Detaylı bilgi ve kayıt için: istanbulkosukuvvetleri@gmail.com

Untitled-1 turuncu

 

Halil Kılıç ve Mehmet Ali Yıldırım kimdir?
Geçmişinde 8 sene Galatasaray’da kürek çekmiş ve Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yönetimi bölümü mezunu olan Halil Kılıç, 8 senedir senior antrenörlük yapmakta. Aralarında Fransa ve Avusturya’dakiler olmak üzere 3 kez Half Ironman yarışına katıldı. Haliç Üniversitesi BESYO bölümünden olan Mehmet Ali Yıldırım ise Urbanathlon gibi yarışlara katıldı ve 2008’den beri senior antrenörlük yapmakta.

Create a free website or blog at WordPress.com. | The Baskerville Theme.

Up ↑

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 48 other followers