Koşu İlk Yardımı 101

(Bu yazının ikinci bölümünde koşarken başımıza gelen ufak tefek sakatlıklar ve onlarla nasıl başa çıktığımız ile ilgili ufak bilgiler var. Geyiği geçip sadede gelmek isterseniz buyurun aşağıdan başlayın..)

Bu yazıya başladığımda Avrasya Koşusu’na tamı tamına 9 gün 8 saat 10 dakika ve 12 saniye kalmış (O kadar sayko değilim, Runkeeper benim için hesaplıyor sağolsun). Yarış yaklaştıkça bizim koşuların sayısı, mesafeleri ve zorlukları da artmaya başladı tabi.

Ben bizim yeni koşu grubu olan İstanbul Koşu Kuvvetleri‘nin haritacı-başısıyım. Her hafta koşu planı yapılmaya başlandığında “hadi Rüya’cım artık haritayı hazırla da yayınlayalım sosyal medyada” dedikleri kişi benim yani.

Sürekli konudan konuya atlıyorum ama söz sonunda bağlayacağım hepsini birbirine.

Geçen gün babamla öğlen yemek yiyorduk. Sofrada Osmanlılar’ın savaşa hazırlanırken karşılıklı kılıç çalışması yaptıklarında bunu, kollarında ağırlıklarla yaptıklarını anlatıyordu. Tabi daha sonra savaşa gidip ağırlıksız bir şekilde düşman karşısına çıktıklarında, çocuk oyuncağı gibi gelirmiş savaşmak.

Şimdi bütüüün bunlar ne alaka? Ben de grubun haritacı-başısı olarak en zorlu rotaları seçiyorum ki Avrasya Koşusu’nda en rahat şekilde koşabilelim. Avrasya’nın son bir kilometresi tırmanış olduğundan biz koşularımızda toplam 2 km filan tırmansak iyidir yani. Mesela bu akşamki koşumuzda Beşiktaş’tan Teşvikiye’ye koştuk. Tabi bir tek o değil, koşu boyunca ufak ufak bir sürü tırmanma var.

Neyse, hal böyle olunca vücudumuz da tepki vermeye başladı. Uzun mesafe koşmak zor meziyet valla, bakmayın öyle havalı havalı pozlar verip, wohooo çılgın gençlik fotoğrafları çektirdiğimize, hepsi yalan. Hepimiz birer babanne gibi, sürekli kıçımızdan başımızdan şikayet ediyoruz. Bazı arkadaşlarım diyor “abi manyak mısınız ne işiniz var, oturun oturduğunuz yerde” diye. Haklılar da aslında, ne işimiz var?

Ben demin duşa girdim koşu üzerine şöyle sıcacık. Suyu bir açtım, ayağımın altında felaket bir yanık hissi, aman dedim zehirli bir böceğe filan mı bastım. O da ne? Ayaklarımın altı tamamen su toplamış. Hemen dedim bu konuyu yazmalıyım blogumda: koşu ilk yardımı 101 (bu konuya gelene kadar da 8 paragraf yazdığım iyi oldu).

İstanbul Koşu Kuvvetleri’nin 3 kurucu üyesi olarak başımıza gelenleri burada sizlerle paylaşacağım. Bunlar yalnızca bizim tecrübelerimize dayalı bilgiler ve kendi sorunlarımıza yaramış çözümler. Eğer ciddi bir sorununuz varsa mutlaka doktora görünmeniz gerektiğini söylememe gerek yok sanırım…

1. Rüya: Ayakta Su Toplaması

Ayaktaki su toplamaları genelde sürtünmeden oluyor. Eğer ayakkabınız çok bol veya çok dar ise, hatta bağcıklarınızı fazla sıkı bağladıysanız bile buna neden olabilir.

Bunu önlemenin  başlıca yolu ayakkabılarınızın ayağınıza tam anlamıyla uyduğundan emin olmak. Ayakkabılarınızın ucuyla ayağınızın arasında elinizin başparmağı kadar bir boşluk olması gerekir. Pamuklu çorap giymemeye dikkat edin, hatta mümkünse uzun mesafe koşularınızda üzerinize giydiğiniz hiçbir şey pamuklu olmasın. Teri dışarı atan sentetik materyaller (polipropilen gibi) koşu esnasında çok daha kullanışlı.

Peki diyelim benim gibi enayilik edip bu kuralların yarısına uymadınız ve ayağınız su topladı. O zaman ne yapacaksınız? Eğer ufak bir su toplamasıysa ve eğer enfesksiyon kapmadıysa ufak bir yara bandıyla kapatmanız yeterli olacaktır. Daha büyük ve içi hala dolu olanlara ufak bir operasyon yapmanız gerekebilir. Önce sabunla iyicene yıkayıp temizleyeceksiniz. Daha sonra ucunu alkol veya kolonyayla dezenfekte ettiğiniz bir iğneyi su toplayan yere batırarak ufacık bir delik açıp içindeki sıvıyı boşaltacaksınız (biliyorum bunu okurken çoğunuz ııyyy yivraaaanç diyorsunuz ama iğrenecek birşey yok). Bu işlemden sonra burayı kuru ve temiz tutmaya özen gösterin. Ertesi gün de üzerine antibiyotikli bir merhem sürebilirsiniz. Bu kadar.

2. Kurt: Bağ dokusunda ağrı

Bu seksi bacağın sahibi Kurt Bey geçen hafta bir diz ağrısından şikayetçiydi. Tam gösterdiği şu noktadaki bağ dokusunda, yani insan anatomisinde kemikleri birbirine bağlayan dokularda, bir sıkıntı vardı. Koşmasını engelleyecek boyutta bir ağrı değildi ama yine de sıkıntı tabi. Neyse Kurt spor salonundaki eğitmenine bundan bahsettiğinde ona egzantirik bir esneme yöntemi göstermiş kendisi. Yere sırt üstü yatarak bacağınızı yana doğru iyice esnetiyorsunuz. Böylece o gösterdiği bölge de esniyor ve sonuç olarak rahatlıyorsunuz. Kurt’un teorisine göre acınız çok fazla, sakatlığınız çok büyük olmadığı takdirde bilindiğinin tersine yan gelip yatmaktansa aktif kalmak çok daha faydalı. Buna katılıyorum aslında. Benim teorime göre de spordan sonra güzelce esnemek sporun en önemli bölümlerinden biri.

3. Rüya: Diz Ağrısı

Benim doğuştan dizimde sakatlığım var. O yüzden kendime dikkat etmediğim anda uzun mesafe koşularından sonra, koşuda yokuş inip çıkınca dizlerim hemen ağrımaya başlıyor. Aslında tam ağrı da değil, yani ağrıyor ama yerinden çıkacakmış gibi bir his böyle tuhaf, anlatılamaz.

Doktor beyin söylediği Latince terimi hatırlamıyorum fakat bana anlayacağım dilde şöyle anlatmıştı: diz kapağım dizime paralel olmak yerine aşağıya doğru eğimli, dolayısıyla aşağı doğru baskı yapıyor. Aslen benim kendimi zorlayacak şekilde spor yapmam, eğilip kalkmam, alaturka tuvalette ihtiyaç gidermem filan yasak. Ama düz yolda koşmama izin var. Tabi birkaç şartı var bu işin. Önce her akşam dizlerimi saran bölgelerdeki kaslarımı kuvvetlendirecek hareketler yapmam gerekiyor. Bunu spor salonunda “leg extension” aletiyle de yapmam mümkün. Onu da yapıyorum ama üst bacak kaslarımı evde geliştirmenin kolay yolu şu:

Önce bir havlu alıp bunu rulo halinde sarıyorsunuz.

Bacağınızı uzatıp sardığınız havluyu diz altındaki boşluğa yerleştiriyorsunuz.

Daha sonra bacağınızı yavaşça kasıp bırakıyorsunuz. Bunu aslında sakat değilseniz ve üst bacak kaslarınızı geliştirmek istiyorsanız bile yapabilirsiniz. Çok kolay bir hareket.

Ben bunu havlulu ve havlusuz şekilde her iki bacak için 30’ar kere yapıyorum akşamları. (Yada yapıyor muyum acaba??) Üstüne de antienflamatuar bir merhem sürüp 15 dakika buz koydum mu fevkaladenin fevkinde bir tedavi olmuş oluyor.

4. Gözde:

Gözde, senelerin Muay Thai‘cısı olduğundan koşu sakatlıkları ona sivrisinek ısırığı gibi geliyor sanırım. Bu arada kendisiyle box konusunda yaptığım röportajı yakın bir zamanda buradan okuyabilirsiniz.

Ve bu yazıyı bitirdiğimde Avrasya’ya 4 gün 7 saat 41 dakika kalmış :S

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Create a website or blog at WordPress.com
%d bloggers like this: