Macera Dolu Amerika

Uzun Zamandır Neden Yazmadım Chapter 2:

photoRuntalya’dan döndüğümün ertesi günü Amerika’ya gittim. Şimdi böyle yazınca aşırı gezgin olduğum filan sanılacak ama tesadüfen öyle denk geldi. Babamla her sene iş için gidiyoruz New York’a.

Neyse şimdi de uzun zamandır yazmayışımın New York kısmını anlatmak istiyorum. Bu şehri yalnızca alışveriş, café ve restoran olarak görmekten sıkılmış arkadaşlarım bu yazıyı sportif bir tur rehberi olarak da kullanabilirler.

New York’a gittiğimde spor olarak yapmak istediğim bir sürü şey vardı ama maalesef hastalandığım için pek bir şey yapamadım. Yapmak istediklerimin başında Bridge Runners’la koşmak vardı. Bridge Runners, bizim İstanbul Koşu Kuvvetleri‘nin New York’taki muadili de denilebilir. Tabi bizim on fırın ekmek yememiz lazım onların hem hızlarına hem koştukları mesafelere yetişebilmek için. Ama yine de mantıkları bizimkine yakın: gece gündüz demeden şehrin her köşesinde koşmak. Biz Galata’dan Sirkeci’ye koşuyorsak onlar da Bowery’den başlayıp Brooklyn Bridge’den Manhattan Bridge’e oradan da geri Manhattan’ın içine koşuyorlar.

On fırın ekmeği de abartmıyorum. Kendileri, dün baharın ilk gecesini kutlamak için bir koşu serisi düzenledir. 3 ayrı grup, 3 ayrı mesafe, mesafelerin en kısası 9 mil, yani 14.5 kilometre, en uzunu ise 50 kilometre. Şaka yapmıyorum. Aralarında pek çılgın ultramaratoncular var.

Bridge Runners dışında bir de Black Roses NYC var. Onlar da birkaç sene Bridge Runners’la koştuktan sonra ayrılıp kendi koşu gruplarını kurmuşlar. Benim ilk grupta liseden bir arkadaşım vardı. Onunla konuşmuştum gitmeden önce birlikte koşmak için. Black Roses’dan kimseyi tanımıyordum ama kurdukları grubu duyunca hemen bir e-mail yazıp onlarla da koşmak istediğimi söyledim. Tabi hastalanınca iki planım da suya düştü.

6c899c72635e11e2bba622000a1fbc9c_7Amma ve lakin Black Roses’dan Knox, taaa İstanbul’dan geldiğimi duyunca hemen buluşup kahve içmek istedi. Ben de kendisiyle öylece tanışmış oldum. Bu koşu grupları artık işi o kadar büyütmüşler ki, bir tek Amerika değil, Avrupa’daki yarışlara da katılıyorlar ve gittikleri şehirlerdeki koşu gruplarıyla da arkadaşlık ediyorlar. Beni bulduğuna çok sevindi Knox, çünkü artık Kopenhag’da veya Paris’te koşmaktan çok sıkılmışlar. İstanbul gibi değişik biryerde koşmak istiyorlarmış ve eğer olursa Avrasya’ya gelmek istiyorlar. Umarım gelirler de İstanbul Koşu Kuvvetleri olarak onlara ev sahipliği yapabiliriz. (Yukarıda: Black Roses’ın kurucuları Knox ve Jessie)

Bu da Black Roses’ın çok sevdiğim bir videosu:

Sonuç olarak New York’a yolunuz düşer de kendinize koşu arkadaşı ararsanız her iki grupla da iletişime geçebilirsiniz. Hepsi birbirinden dost canlısı insanlar.

Koşu dışında yapmayı çok istediğim fakat yapamadığım bir diğer şey de New York Trapez Okulu‘nda bir derse girmekti. Geçen sene trapez dersleri çok dolu olduğundan “silks” dersi almıştım. Burada ders almak için daha önceden bir tecrübeniz olması gerekmiyor. Gidip istediğiniz derse yazılıp bir saatlik derslere giriyorsunuz. Şansıma bu sene okul nisan ayına kadar kapalıydı. Artık bir dahaki sefere.

Bahtsızlıklarım bununla da kalmadı, tam buz pateni yapmak istediğimiz gün pistlerin üzerine kar yağdığından hepsi kapalıydı. Neyse o da artık başka sefere. Bir de anlamadığım bir konu var. Bir ara Türkiye’de bu iş güya çok moda oldu filan falan ama nedense pistlerin hepsi kapatıldı. Nedendir acaba? Bilen varsa anlatsın.

Son olarak, birkaç günle kaçırdığım bir organizasyon: NYC Half Marathon, yani New York yarı maratonu. Bu koşu Central Park’ın doğu tarafından başlayıp parkın etrafından dönerek Manhattan’ın en alt köşesinde bitiyor. Gayet güzel bir rota. Bunun dışında koşu rotası arayanlar, Brooklyn Köprüsün’den Manhattan ve Brooklyn arasında, Central Park’ta veya Chelsea galerilerinin üzerindeki eski tren raylarında yapılan parkta, yani High Line’da koşabilirler. Tabi aslında Manhattan dümdüz olduğundan her köşesinde koşulabilir.

Spor dışında birşey tavsiye etmem gerekirse de bu kesinlikle Sleep No More adlı tiyatro oyunu olur. Gerçekten inanılmaz ilginç bir prodüksiyon. Websitesine link verdim ama oradan pek birşey anlaşılmayabilir, bu yüzden Wikipedia‘yı deneyebilirsiniz. Shakespeare’ın Macbeth oyunundan esinlenerek yapılmış bir tiyatro, show, tecrübe, artık ne derseniz. 5 katlı bir binanın heryeri film seti gibi dekore edilmiş, seyircilerin hepsinde birer maske, binanın içinde gezerek olayı çözmeye çalışıyorsunuz. Bu sırada da her katta değişik bir bölüm sergileniyor ve oyuncularla seyirciler yanyana, aynı yerde duruyolar. Neyse anlatması gerçekten zor ama muhakkak gidip görün!

Advertisements

2 comments

  1. Robert Finn says:

    Eskiden biz hep kriminallardan kactigimiz icin, New Yorkta herkes biraz kosabilir. O yuzden… sevgiler, r

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Create a website or blog at WordPress.com
%d bloggers like this: