Tükenmişlik Sendromu

Bana bu ara birşeyler oldu, yaklaşık son iki aydır koşamıyorum. Yani şöyle, koşmaya başlıyorum, ilk bir 5-10 dakika gayet iyi gidiyorum sonra tuhaf birşeyler oluyor, üst bacaklarım ağrımaya başlıyor, hatta ağırlaşmaya başlıyorlar, sonra kendi kendime “yapamayacağım” demeye başlıyorum, biraz sonra da bırakıyorum. Bildiğiniz babaanne pace’i filan bana Usain Bolt hızıymış gibi geliyor, o kadar zorlanıyorum.

Nedenini gerçekten bilmiyorum. Kimisi artık sürekli yapa yapa sıkıldığımı düşünüyor, kimisi psikolojik diyor, kimisi vücudumun yorulduğunu söylüyor. Ben tam ne olduğunu bilmiyorum ama sonunda psikolojik olduğuna karar verdim. Belki bende de “tükenmişlik sendromu” vardır. Neydi adı? İşte anladınız siz. O kızcağızda olduğu gibi. Gerçi sanırım o sonra hamile çıktı. Heh! Meryem Uzerli.

1468657_558281394254815_1463754868_nNeyse, konumuz o değil. İki aydır koşmaya çalıştıkça daha da beter oldu sanırım bu durum. Avrasya’da da 15’e yazılmış olmama rağmen zar zor bir 10 km koşup yarışı orada bıraktım. Aslında bana kalsa 3üncü kilometrede bırakmıştım ama arkadaşlarım Levent ve Gözde sağolsun beni biraz iteklediler. Geçen sene hiç şikayet etmeden, neredeyse bir aylık bir uzun mesafe geçmişiyle bitirdiğim yarışa bu sefer başlayamadım bile.

Bu yüzden şu önümüzdeki birkaç hafta koşulara ara vermeye karar verdim. Onun yerine başka antrenmanlar yapacağım sanırım birazcık.

Gelelim organizasyona. Bu sene İstanbul Maratonu’nda da birtakım değişik sendromlar sezdim. Geçen seneki çok daha düzgün bir şekilde organize edilmişti açıkçası. Bu sene daha en başından eksikler vardı organizasyonda.

Mesela yarış kitleri. Geçen seneye kadar ne güzel şehrin göbeğinde, Lütfi Kırdar’da dağıtılıyorlardı. Bu sene hangi akla hizmetse taaa Bakırköy’e, Sinan Erdem Spor Salonu’na almışlardı maraton fuarını. Gitmesi ayrı işkence, dönmesi ayrı işkence. Sonra içeride kitleri aldığınız yerde sıraya girme diye bir kavram yok. Herkes birbirinin tepesinde, çalışanlar da bıkmış, bekleyenler de.

Sonra bir de yarış öncesi eşya bırakma meselesi.. Yarış alanına gidiyorsunuz, hangi mesafeyi koşanın hangi taraftaki otobüslere eşya bırakacağını gösteren bir tabela, bir işaret yok. Hadi biz önceki senelerden biliyoruz ama ilk defa gelenler, bu sene ilki koşulan 10K’yı koşacak olan yarışmacılar, yabancılar, onca insan eşyalarını nereye bırakacağını sağa sola sorarak bulmaya çalışıyor. Yani bilmiyorum ben baktım göremedim o tarz bir işaret, gören olduysa lütfen düzeltsin.

Yarış bitti, eşyaları almak ayrı bir dert. Geçen sene yarış bitiminde bütün çantalar dışarıya çıkartılmış ve numaralarına göre dizilmişti. Bu sene gayet otobüslerin içlerine bırakıldığı gibi üstüste bir şekilde bulduk çantaları. Görevliler ne yaptıklarını bilmiyor, koşucular terli terli, aç susuz çantalarının bulunmalarını bekliyorlar. Gerçekten çok tatsızdı.

Ama her yarışta olduğu gibi, bundan da keyif almadık diyemeyeceğim. Köprüden geçmek, Karaköy’e inmek, Galata Köprüsü’nü koşmak, yarıştaki yüzlerce turistin bu şehre olan hayranlığını görmek, hepsi birbirinden keyifli. İstanbul gerçekten güzel şehir. Ah bir de şu tükenmişlik sendromum olmasa…

(Yukarıdaki fotoğrafları aldığım bu linkten daha çok fotoğrafa ulaşabilirsiniz…)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Create a website or blog at WordPress.com
%d bloggers like this: